Mıhellemiler 3 bin yıllık geçmişleri var. Mezopotamya bölgesinde yaşan bir halk olan Mıhellemilerin dünya genelinde 1,5 milyon nüfusa sahip oldukları tahmin ediliyor. Yoğun olarak, Mardin-Midyat bölgesinde yaşayan Mıhellemilerin Türkiye’deki nüfusu ise, 500 bin dolayında. Çoğunluğu İslam dini mensubu olan Mıhellemillerden bir kısmı Hristiyan bir kısmı da Yahudi dinine mensub.Mıhellemi halkı Arapça’nın Qıltu lehçesin kullanmaktalar.
Mıhellemiler, sanıldığından çok daha eski bir halk topluluğudur. Aslen isimleri Süryani kitaplarında İslam fütuhatlarından çok daha önce geçmekte olduğu bilinmektedir. Mihellemilerin, etnik köken olarak, Kürt asıllı olduklarından, Türk asıllı olduklarına kadar, yine köken olarak Arap mı yoksa Arami/Süryani oldukları tartışmaları sürekli yapılmakta.
Mıhellemilerin yeterli derecede bilinmeyişlerinin,bir çok bilinen sebebi olduğu gibi,bir çok bilinmeyen sebebi de vardır. Mıhellemileri tanıtmak için kurulmuş www.mhalmi.com adlı bir de web sitesi mevcut.

 Son bir yıldır  Mıhellemi Diyalog Derneğinin öncülüğünde Mıhellemiler ile ilgili çalışmalar yapılıyor. Tarihleri boyunca ilk kez bir yapılanmaya giden Mıhellemilerin oluşturduğu bir dernek çatısı altında bir araya geldiler. Fakat Mıhellemiler,  kurdukları dernekte kendi adlarını şimdilik yalnızca parantez içinde kullanabiliyorlar. Çünkü Türk Dil Kurumu tarafından “ Mıhellemi” diye bir kelimenin olmadığı gerekçe gösterildi. Bunun üzerine dernek yöneticileri “Sami Irkı” ismiyle oluşuma gittiler, Sami ırkı ise temel olarak Araplardan, Yahudilerden, Süryani, Arami, Fenekiler, Akkadlar ve diğer bazı Ortadoğu kökenli etnik gruplardan oluşur.
Derneğin adına Mıhellemi olarak izin verilmesinden yöneticilerin ısrarlı taleplerinden sonra Mıhellemi’yi “Sadece parantez içerisinde kullanabilirsiniz” denildi. Yani Erdoğanın ;”Kanunlar yapıyoruz ama Bürokrasi direniyor”tespitinin azizliğine uğruyor Mıhellemi ismi.Derneğin açılımı ise; Sami (Mıhellemi) Dinler, Diller ve Medeniyetler Arası Diyalog Derneği, oldu… Oysaki İsveç ve Suriye’deki Mıhellemi dernekleri Türkiyedeki Mıhellemi Derneğinden sonra kurulmalarına rağmen parantez hapsine hiç uğramadan doğrudan Mıhellemi adıyla başlayan derneklerini açıyorlar.    
 
Geçtiğimiz günlerde Midyat’ta Mıhellemi Dinler, Diller ve Medeniyetler Arası Diyalog Derneğince Süryaniler ile ortaklaşa bir konferans düzenlediler. İsveç’teki Mıhellemi Derneği Başkan Yardımcısı Süryani Papaz Khuryo Abraham Garis ve Midyat Mıhellemi Diyalog Derneği Başkanı Mehmet Ali Aslan’ın buluştuğu konferansta Mıhellemiler ile ilgili tüm ayrıntılar konuşuldu.
Biz de Süryani Papaz Khuryo Abraham Garis ile Mıhellemi Mehmet Ali Aslan ile Mıhellemiler ile ilgili tüm ayrıntıları konuştuk.
İşte hem Süryanilerin dilinde hem de bizzat Mıhellemillerin dilinde Mıhellemiler:


Süryani Papaz Khuryo Abraham Garis:

3000 yıldan beri Midyat-Mardin bölgesinin kırsalında yaşayan Mahalmiler Arami kökeninde gelme etnik bir halk olduğunu ve Arapça dilini konuştukları için Mahalmilerin İslam fütuhatların bir neticesi olarak ortaya çıktıkları teorisinin doğru olmadığını belirterek konuşmasında şunları söyledi:
Tarih boyunca çeşitli din, kültür, ve egemenlik değiştiren Mahalmilerin, tüm bu tarihi aşamalara rağmen kimliklerini, isimlerini ve yurtlarını korumaları büyük bir şans olarak nitelenmektedir.

MAHALMİ’LERİN  KÖKENİ
Mahalmilerin kökeni, M.Ö. 12-13 yy. itibaren Asur/Hitit çivi yazılarında sıkça endam eden ve Kuzey Mezopotamya’da Ahleme-e, Ah-la-am, Ah-la-mi-i-a, Ah-la-me-i-e-i veya Ah-la-mu/Akhamu adıyla tanınan göçebe Arami ırkına dönmektedir. Başka bir deyiş ile Ahlame’ler Mahalmilerin atalarıdır. M.Ö. 14 yy itibaren çivi yazılarında bu Ahleme’lerin kökeni gene M.Ö. 2000 yıllarından itibaren Arabistan Yarımadasından Kuzey Mezopotamya’ya göç eden Arami halkına dönmektedir. Mitanni Krallığı sırasında Ahlamelerin bir kolu, M.Ö.12 yy itibaren Kuzey Mezopotamya’nın Kaşiari (Turabdin) bölgesine göç etmiş ve Hurilerle Hanigalbat Krallığını kurmuşlardır.
Bizzat ‘Mahalmi’ ismi sözcük olarak çivi yazısı metinlerinde geçen (Mat-Ahlame-e) sözcüklerinde türemiştir. Çivi yazısı metinlerine göre Asur Kralı II Adad – Nariri (911-891) Kaşari (Turabdin) bölgesine yaptığı bir seferde Mat-Ahlemi’yi  Kaşiari bölgesinin bir kesimi ve etnik bir topluluğun yeri olarak, göstermiştir.
Başta göçebe ve düzensiz bir hayat süren bu Ahlame’lerin çoğunlukla yol kesicilik yaptıkları, bilahare güvensizlik yarattıkları Hitit ve Asur tarihi belgelerinde sıkça rastlanmaktadır.
Diğer Arami gruplarının yanı sıra pek fazla anılmayan Mat-Ahlame’nin bilhare Bit Zamani Krallığı zamanındaki siyasi rolü hakkında pek fazla bil bilgimizin olmamasına rağmen Turabdin bölgesindeki Ahlamelerin ama çok kere Asur boyunduruğuna karşı koyduğu ve siyasi alanlarda Asurlarla hareketli anlar yaşattığı Asur/Hitit çivi yazısında görmek
mümkündür. Nitekim Asur krallarından I Adad-Nirari (1304-1273), I Tukulti – Ninorta ( 1242-1206), I Tilgatpileser (114-1076) ve II Adad Nirari (911-891) Turabdin bölgesine yaptıkları seferlerde Ahlame ve Ahlema –Aramileriyle epey uğraşmış ve bunları abide yazılarında anmıştır. II Adad Nirari bunları bir seferinde Şabe Şeri göçebe manasına gelen ‘kırsal kesiminin insanları’ olarak tanımlamıştı.Ahleme isminin bir diğer anlamı “Kardeşler topluluğudur.”
 

Çivi yazısı metinlerine göre ‘Ahlame’ sözcüğü Asurlar tarafından her ne kadar bir aşağılık veya hakaret deyimi olarak kullanılmışsa da Ahlameler  bu isimlerine başka bir anlamla bakmış, saymış, sevmiş ve galiba, manasındaki “Asalet” “Azamet” veya “Gurur” özelliğini görmüşler ki, bu isimle çağrılmayı kabullenmiş ve böylece kimliklerini, orijinal isimlerini tüm tarih süreçlerine rağmen bugüne kadar koruyabilmişlerdir. İşin enteresanı bu isimlerini ve kimliklerini ne Hıristiyan ne de  Müslümanlıkta kaybetmişlerdir.
Çivi yazısı metinlerine göre Asur İmparatorluğunun eyalet dağılımına göre, Mahamlilerin bugünkü oturdukları yer Şudu olarak çağrılmaktaydı. Şudu şehrinin meşhur kadın yöneticisi Asur eponimlerinde anılmaktadır.
Ahlami’lerin dolayısıyla Ma-ha-lam’ların Asur İmparatorluğunun çöküşünden sonra da aynı kesimlerde yaşadıkları süregelen kültür ışığını altında kurulan yerleşim yerlerinin adında anlaşılmaktadır. Dana sonraki dönemlerde bilhassa Doğu Roma İmparatorluğu sırasında Mahalamlar bir çok kültürel ilerlemelerde bulunmuş ve altın devirlerini yaşamışlar. Yöreleri Arami geleneğine göre Beth-Mahlam olarak okunmuştur. Romalıların Mahalmi yöresindeki etkinliğine dikkat edilirse Mahalmilerin Romalılarda önemli görevlere getirildikleri  anlaşılmaktadır.
 Romalılar Masion Oros diye adlandırdıkları Turabdin bölgesinin batı kesimi yani Mahalmi yöresinde bir çok kale oluşturmuşlardı.
Süryaniler için (Beth-Mahlem) Turabdin bölgesinin bir kesimi ve Süryaniler ile yakınlığı duyulan bir topluluğun oturduğu yerdir. Beth-Mahlam adı altında gene Mahalmi’li köy grubu anlaşılmaktadır.
Sonuç olarak, Ahlame’lerin 3000 yıl önce yaşadığı yer olan Mat-Ahlame, bugünkü (Mhalmoye) yani ‘Mahalmilerin’ yeri ve yurdu olmuş ve şu ana kadar (Mhalmoyto) ‘Mahallemiye’ adı altında bilinmektedir. Bu vesileyle Ahlame’lerin devamı olan Mahalmilerin orijinal isimlerini koruyan antik halklardan biri oldukları görülmektedir.

MAHALMİ’LERİN DİLİ
Ahlema’lerin konuştuğu ilk dil, şüphesiz Ahlamice yani Aramice idi. Dilleri bugüne kadar Turabdin yöresinde konuşulan ‘Turoyo’ lehçesine ya çok yakın ya ta kendisiydi. Yer isimlerinde ‘O’ sesli harfin pek az kullanılmaması Mahalmi’lerin doğu Süryanice ‘Nesturice’ lehçesine yakın bir lehçe, yani ‘a’ ile konuştukları ihtimalini uyandırıyorsa da yer isimlerinin Arapça’dan da etkilenebileceğini unutmamak gerekir. Bu konuda daha fazla bilgisi olan sayın Süryani asıllı profesör Şabo Talay’dır. Yazılı bir dil olmayan Turoyo’nun Süryaniceden takriben 1000 yıl kadar daha eski olduğu sanılmaktadır.
Turoyu’nun yanı sıra Mahalmiler Arapça’yı da konuşurlardı. Arapça Mahalmi bölgesine İslam füturlarından (641) çok önce gelmiştir. Tarihi belgelere göre M.Ö. 5-3 yy itibariyle Arapça Kuzey Mezopotamya’nın bazı kesimlerine yayıldığı ve bilahare Mardin’in doğusunda Mygdonia (Beyaz Su)’ya kadar uzanan dağlık kesimde ‘mardini diye adlandırılan bir Arapça lehçesi konuşulduğu bilinmektedir.
Genelde Ahlameler Marde ile Mat-Yate arası dağlık yörede yaşarken Araplarda sahilde (düzlükte) yaşıyorlardı. Bu iki halkın en çok birbirleriyle yaptıkları ticari temaslar sonucu zamanla birbirlerinin dilini de öğrenmişlerdi. Böylece Mahalmiler hem Süryanice (Turoyo) dilini hem de Arapça dilini konuşabiliyorlardı. Tıpkı bugünkü Mahalmi’li Hapisnas köyü gibi, köyün hem Hıristiyan hem de Müslüman sakinleri Süryanice ve Arapçayı konuşuyorlar. Ama Mahalmilerin çoğu İslamlaştıktan sonra , bir Hıristiyan cemaati dili olan Süryanice dilini terk ettikleri sanılmaktadır. (Bu özgünlüğü koruyan tek köy Habsnas köyüdür.)Kürtçenin ise yöreye İslam fütuhatlarından çok daha sonra “Tay” aşireti yoluyla geldiği ve genellikle Cizre Emirlikleri egemenliği ile yöre yayıldığı bilinmektedir. Habsınas hariç Genelde Mahalmiler Kürtçeyi iyi konuşmazlar.
MAT- AHLAMİN DİNİ
 Mat-Ahlamlıların dolayısıyla Mezopotamya’ya yakın Aramilerin Akkad ve Sumerlerden aldıkları inançlara bağlı kaldıkları bilinmektedir. Turabdin bölgesinde en çok tapınan Tanrı, ‘Fırtına Tanrısı’ (hadad) idi. Daha sonra Kanaan’ların Tanrısı El (Allah) geliyordu. Ay Tanrısı, Sin ile Atar veya İştar denilen Tanrıları da çok seviyorlardı.  Bunlarda fırtına Tanrısı Hadad’a Turabdin yöresinde MS 4-5 yy kadar ibadet ediliyordu. Turabdinin misyoneri sayılan Mor Aho’nun çabalarıyla Turabdin Hıristiyanlığa çevrilmiş ve bu arada Hadad mabedi kiliselere çevrilmiş ve böylece ‘Der-Hadad’ olarak çağrılmıştır. Yalnız Elat’ta ‘tanrıça’ olarak tanımlanan yerde Attargatis İştar Tanrıçasının tapıldığı ve çok eski bir mesire yeri olduğu sanılmaktadır.


Sami (Mıhellemi) Dinler, Diller ve Medeniyetler Arası Diyalog Derneği Başkanı Mehmet Ali Aslan:

Öncellikle Mıhellemiler ile ilgili çok önemli addedilen ve herkesin Mıhellemiler hakkında yanlış kanaat sahibi olmasına sebebiyet veren 5 yanlış bilgiyi düzeltmek istiyorum: O da Mıhellemilerin ismi, menşei ve tarihi ile ilgili kasıtlı çarpıtılmış bilgiler veya başkalarına yaranmak için servis edilmiş, içi boş bilgiler veyahut da bu konuda hiçbir tetkik araştırma yapılmadan kulaktan duyma bilgilerle nakledilen Mitolojik, efsanevi, hayal ürünü malumatlarıdır.
1- Mıhellemi isiminin “ Mehellıt miyye” dolayısıyla yüz mahalle veya yüz kişilik mahelleden müştekil yerleşim biriminde yaşayan halk topluluğu olduğu safsatası. Bu tanımlama nasıl ki bir dönem Kürtler için “qart qurt” komedisi  idiyse Mıhellemiler içinde biçilen bu yüz mahalle tanımlanması ayrı bir versiyonun komedisidir.
2-başka bir çarpıtma ise Mıhellemi köylerinin Abbasi halifesi Harun Reşid ve oğlu Halife Memun zamanında kurulduğu iddiası. Harun Reşid’in hilafeti 786-809- yılları arasındadır. Oğlu halife Memun ise 813-833 yılları arasındadır. Yani hilafetleri bir çok Mıhellemi köyünün kuruluşundan 1000 yıl sonrasına dayanmaktadır.
3- bir diğer yanlışlık ise Mıhellemilerin Arapça konuşmalarından dolayı İslam Fütuhatları neticesinde bölgeye yerleştikleri iddiası. İslam fütuhatlarıyla birlikte elbette ki bölgeye başka Araplar gelip yerleşmiştir. Ama bu demek değil ki Mıhellemilerin tarihi o gelen Araplarla başlıyor. Akkadlardan buyana bölgede bir öz Mıhelllemi mayası söz konusudur. Daha sonraları gerek Aram, Asur, Roma, Sasani, Arap fetihlerinde gerek Selçuklu, Artuklu, Mervaniler, Safeviler, Akkoyunlular, Karakoyunlular ve en son Osmanlılar Mıhellemi bölgesinde baskın, Mıhellemi kültürü içinde erimiş ve Mıhellemileşmişlerdir. Bugün Estel’i bunun canlı bir örneği olarak verebiliriz. 
4- Mıhallemilerin hepsinin kökeninin Süryani olup, Müslümanlıklarının 300-400 yıl öteye gidememesi iddiası.
Neden Süryanice değil de, Mıhellemice/Arapça konuşmalarını ise şu şekilde açıklıyorlar: Bir kısım Süryaniler (Mar İğnatisyon’a göre 500 köy) Müslümanlaştıktan sonra Süryaniceyi bırakıp, Kuran’ın dili olan Arapçayı öğrenmeye başlamışlar. 
  Mar İğnatiyos I. Efrım Bet Barsawmo (1887-1957) nun Turabdindeki Süryani Ortodoks Kilise ve Manastırlarındaki bazı günlüklerden derleyerek  1924 yılında telif ettiği “ Turabdin  Tarihi ” adlı eserinde yer alan ifadelerdir. Buna göre Mıhellemi kabileleri ( metinde Mhalmoye- Muhallemi diye geçmektedir ) aslen Süryani Otodoks olup 1583-ya da 1609 yılları civarında idarecilerin baskısı sonucu  İslam’a geçmek zorunda kalmışlardır denilmiştir.Dolayısıyle buradan hareketle Mıhellemilerin Müslümanlığı 400 yıldan öteye gidememektedir.Oysa ki Başbakanlık Osmanlı Arşivindeki  1526 ve 1567  tarihli 998 ve 1095 no’ lu tahrir defterleri ile Kuyud-u Kadime arşivi 96 ve 97 no’lu defterlerde  sırasıyla :Epşé , Babişlü(Balışi), Mizizax , Estel ,Belbin ,Elin, Tafi(Tafo), Kefer Huwar ,Deyrizbina ,Şurozba, ve Kefer ‘allab , Müslüman Mahalmi Cemaati olarak geçmektedir.Yani müellif’in iddia ettiği tarihlerden 57 yıl ile 83 yıl arası bir fark söz konusudur.Yine  Nusaybin ile ilgili 1518 tarihli tapu tahrir defterlerinde Nusaybin ve köylerindeki Mıhellemilerden Müslüman Mahalmi Cemaati diye sözedilmektedir.
Dil konusuna gelince : eğer Mıhellemiler 400 yıldır Müslüman olmuşsa ve Müslüman olduktan sonra Araplaşmışlarsa , neden bölgede  1000 yılı aşkındır Müslüman olmuş olan Kürtler Araplaşıp asimile olmamış. Hemen şunu belirtmekte fayda vardır : Mutlaka Süryani kökenli olupta Müslüman olduktan sonra Mıhellemileşen aileler hatta köyler bile vardır.(Aileler’e örnek olarak  birkaç ismi örnek verebiliriz ama  fitne ve tatsızlık çıkmasın diye vermiyoruz,Süryani menşeli birkaç Mıhellemi ailenin ismi elimizde mevcuttur). Şu da bir gerçek ki Hristiyan geleneğinde Aforoz etme olayı ,asmile olmanın kapısını açmıştır.Şöyle ki değişik esbabtan dolayı aforoz edilen bireyler veya gruplar kendi dindaşlarıyla “Hırmono”(mahrum bırakıldıklarından) otomatikmen bütün ilşkileri ikinci bir ırk veya din ile olcaktır,eğer aforoz edilen Kürtlerin içinde ise Kürtleşecek, Mıhellemilerin içindeyse de Mıhellemileşecektir.
Bir iddaya göre de Mıhellemiler Patrik İsmail döneminde Oruç ile ilgili olaylar yüzünden dini otoriteyle tersleşmiş ve İslamlaşmışlardır.Bu da demek oluyor ki bu islamlaşan yerleşim birimleri ya Mıhellemiydi veyahut kalabalık bir Mıhellemi nüfusunun içindeydiler. Aynı şekilde Ezidi Kürt veya Müslüman Kürt iken Araplrın içinde Mıhellemileşen çokça aile de bilinmektedir,bunun en güzel örneğini de Estel teşkil etmektedir.Yine Arap iken Kürtleşen ailelerede Seyit Kürtleri , Bécırman ,Gercüşü, Mizizax’ı,Bın kélbéyi(Ben-i Kelb) ,Kerşef’i örnek olarak verebiliriz.Yani beraber yaşayan etnik guplarda daima koşullara göre , baştaki idari yapıya göre her zaman asimileler olmuştur,ama bir ırk hiç ortada yok iken Müslüman olduktan sonra durup dururken Mıhellemileşmez/Araplaşmaz,muhakkak ki o bölgede o ırkın mayası hatta baskın çoğunluğu olacak ki azınlık grup asimile  olabilsin.Bu anlamda Süryani Hristiyan iken Müslüman olmakla Mıhellemilerin Arapça konuşmaya başlama iddiası imkansız görünmektedir, bir sebebi de insanlar kendi istekleriyle din değiştirebilir ama hiçbir insan kendi isteğiyle ırkını  değiştirmez. 
Bütün bunları bir kenara bırakıp Mar Şem’un’un 700 ‘lü yıllarda Habsınas’ta Kilisenin hemen yanı başında inşa ettirdiği ve kalıntıları hala mevcut Camiye ne demeli.(Diyarbakır ulu camiden sonra ki Türkiyede en eski Camii),yine takriben 1000(Bin) yıldır Haldeh’te Camii olarak kullanılan mağarada sapasağlam ayakta durmaktadır.(içinde kitabesi de var.)
5- bir diğer yanlışlık, sözde tüm Mıhellemilerin Ben-i Hilal aşiretinden olması. Mıhellemiler içinde Ben-i Hilal’e mensup aileler olabilir ama bu demek değil ki, hepsi Ben-i Hilal’dir. Mıhellemiler içinde Ben-i Murra, Ben-i Tağlib, Ben-i Gassan, Beh-i Kelb, Ben-i Esed gibi kabilelere mensup ailelerde vardır. 
İslam’ın bölgeye yayılması Emevi, Abbasi ve Osmanlı dönemine dek Turabdin’e gelen bu göçler baskın Mıhellemi kültürü içinde zamanla erimiş, bundan dolayı de bölgede Arapça konuşanların büyük bir kısmı kendini Mıhellemi olarak tanımlıyor.
Süryani yazar İshak Ermale, ünlü Arap müellif El- Hamedani ve Yahudi asıllı Prof. Dr. İsmail Raci el –Faruki ve Suriyeli Araştırmacı-Yazar Abdulkadir Osman’a  göre, Mihellemiler bağlı bulundukları soy seceresini sıralayacak olursak; Muhallam ıbn Zıhıl, ıbın Şeyben, ıbın Bekır (Tağlibin Kardeşi) ıbın Vail, ıbın Rebi’a, ıbın Nizar (Kureyşlerle ortak ata) ıbın Ma’ad, ıbın Adnan, ıbın İsmail, (Arabu’l Mutsa’rebe)’dir. (Yine İshak Ermale; “ken Lehum Cebel ıttor hınnê Bıkriyene” diyerek; Turabdinin bir dönem veya baştan beri kucularının Bekir kabilesine bağlı Mıhellemiler olduğunu vurgulamıştır.
 

MIHELLEMİ’NİN KELİME ANLAMI
Araştırmacı yazar Abdulkadir Osmanın “ el Muhallamia ”adlı eserinde:  Muhallem isminin manasını verirken : Bahreyn’de “’eyn ıl mıhellem(MUHALLEM’İN PINARI)”adlı  bir su kaynağının ismi olup; arı, saf, temiz, berrak anlamına gelmektedir.Arap  Edebiyatında da güzel şiir ve kaside yazıldığında “keteb qaside Mıhellemiyé ” (Çok arı, berrak güzel bir yazı yazmış ) denir.Nasılki bir çok Ortadoğu halkı çocuğuna yer,toprak,coğrafya ismini veriyorsa Araplar da bir çok ortadoğu halkları gibi çocuklarına bu kaynak suyun ismi olan “Muhallemi”ismini verirlerdi.
 
MIHELLEMİLERİN TARİHTE KURDUKLARI DEVLETLER
Mıhellemiler, Ben-i Tağlib, Ben-i Nemr ve Ben-i Cudeyle birlikte M.Ö. 85-241 yılları arasında tarihte meşhur El-Hadar krallığını kurmuşlardır. Başkent El- Hadr’dır. (Asur’un 50 km batısında)
O dönemdeki dinleri Mezopotamya dini; çok az Hıristiyan ve Zerdüşt çoğunluğun ittihaz ettiği baş Tanrı Şamas idi.
Dönenim şairleri: Tarafa b.el-Abd, Haris b. Hilize, Amr b. Gülsüm, hepsi muallaakat birincisidirler.
 

LAHM KRALLIĞI: Mıhellemilerin de içinde bulunduğu Ben-i Bekir, Ben-i Talib, Ben-i Mudar ve Tenuh Kabileleri kurmuştur. ( M.S. 400’lerre İran’a bağlandı.)
Din’i: Mezopotamya Dini, Zerdüşt ve Hristiyan Nastroyanlar
Başkent: El-Hire ( Kufenin 3 Mil güneyinde)
Devlet sonu: İslam füturu 635
 

KINDE KRALLIĞI: Mıhellemilerin de içinde bulunduğu Ben-i Bekir, Ben-i Esed, Ben-i Gatafan, Ben-i Kinane kurucularıdır.
Dini: Mekke ve Mezopotamya dini
Başkent: Güneyde Elfew, kuzeyde El Anbar (Fırat Kıyısı)
Tarih: 0-529, 480 – 529 arası büyüme ve sonra Yemen’e bağlandı.
Şairler; İmru’l Kays (Ö.328) Muallaka birincisi; kahraman şair: Es- Semawel, Teymada ki Musevi
.
DİYAR-I BEKİR VEYA BİLAD-U BEKİR
Rebi’adan sayılan Bekr bin vail kabilesine mensub muhtelif guruplar yukarı Dicle havzasına fazla  yayılarak,Şeyban kabilesine mensup aşiretlerin reisi EBU MUSA İSA B.ŞEYH, Abbasi halifesi el-Mu’temide karşı koyarak Amid’i mekez edinerek  Meyya farkin ve Mardini de içine alan  bölgede 869-899 yılları arasında  otuz yıl bağımsız bir emirlik kurmuşlardır.Bu durumdan sonra Bekr kabilesinin işgal ettiği bu yerler ,kabilenin mensub olduğu Rebi’a reisinin yurtlarından ayrılarak, Bekri aşiretlerin yurdu anlamına gelen Biladu Bekr veya Diyar-ı Bekr isminde müstakil  ayrı bir idari birim haline getirildi.Bu yeni idari bölgenin merkez-i şehri Amid olur iken diğer şehirleri ise ; Meyyafarikin, Erzen, Mardin,Hısn-ı Keyfa ve Siirt’tir.IX. yy  coğrafyacılarından El- Hemdani Diyar-ı Bekr’in güney sınırının Tur Abdin’den başladığını belirterek buranın Bekr-i aşiret gruplarından Şeybanilere ait olduğunu söyler.(Yrd.doç.dr. Adnan çevik  sh.122)(Şeyban Muhallem’in babasıdır,Mıhellemiler tarihte daha çok Şeybani ve Muhallemi ismiyle bilinir.)( Turabdinde hala Şeybani ismiyle anılan Derzbinede ki Şıbéniyé aşireti mevcuttur. )
DİL
Süryani asıllı 20 dil bilen Sami dil Prof. Dr. Şabo Talay ve ordinaryus Otto Yastow’a göre: Mıhellemice Arapça’nın bir lehçesi olup, Qıltu lehçesiyle isimlendirilir. Bu lehçenin Akkadlar öncesine uzandığını ve Akkadça’dan bir çok kelimeyi özgün haliyle günümüze kadar ulaştırıldığını delileriyle bizlere sunmaktadırlar. Bazı Akkadça kelimelere örnek verecek olursak; “ Dewmê, Dewqe, Rawta” ve Fıne (Öğlen Yemeği) sözcüğü sadece Mıhellemice de mevcut olup, doğu ve batı Süryanicesinde kısmen değişikliğe uğramıştır. 
 
MIHELLEMİLERİN SÜRYANİLERLE OLAN İLİŞKİLERİ:
Hristiyanlığın gelmesiyle din dili Aramice olduğundan Mıhellemiler ve Süryaniler Aramiceye ağırlık vermişlerdir. Bunun yanında her iki topluluk Arapça da bildiğinden Arapça konuşmaya da devam etmişlerdir. Hatta o dönemde çoğunluk Arapça konuştuğundan harfleri Süryanice, anlatımı Arapça olan ve Gerşuni ismiyle bilinen yazı çeşidini geliştirmişlerdir ki bu da bölgede yoğun bir Arap nüfusunun Arapça konuştuğunu gösterdiği gibi herkesin Süryanice/Aramice bilmediğinin de ayrıca kanıtıdır. İslamın bölgeye gelmesiyle Müslüman olan Mıhellemi ve Süryaniler, din dili Arapça olduğundan ve Hırıstiyanlıktan uzaklaştıklarını ibraz için Arapçaya ağırlık vermiş böylece dilde ve kültürde ayrışma başlamış oldu.
Süryanileşen Mıhellemiler olduğu gibi, Mıhellemileşen Süryaniler de mevcuttur. Mıhellemiler ile Süryanilerin ortak gelenek ve görenekleri olduğu gibi: 20 yıl öncesine dek kutlanan ortak bayramları dahi mevcuttu.
Bayram adetleri büyük bir benzerlik gösterip, Mıhellemilerle Süryanilerin ortak yaşadığı yerde Bayramı olan taraf, Mabed’den döndükten sonra evde beklerlerdi. Örneğin; Müslüman bayramında Müslümanlar camiden çıkarken, evlerinde ilk önce Süryanilerin gelip, bayramlarını kutlamalarını beklerdi. Onlar gelmeden çıkmak büyük bir ayıp sayılırdı. Aynı durum Süryaniler içinde geçerliydi.
Süryani Kadim Hıristiyanların Mihellemi kültürüne katkıları olduğu gibi, Mıhellemilerinde Süryani Kadim Hıristiyanlara büyük katkıları olmuş.
Süryani ve Mıhellemilerin ilişkileri Tarih boyunca iyi geçmiştir. Bu iki halk topluluğu sıkı ilişkilerinden dolayı tek bir halk topluluğu zannedilmiştir.
Yüz yılımızın başlarında da kontrolsuz  çetelerin Süryanilere karşı olan muamelelerinde Mıhellemiler destek vermediği gibi: Süryanileri kollamış ve himaye etmeye çalışmışlardır.Estel, Derzbine(Acırlı) ve Habsnasın (Mercimekli)büyük bir kısmı bu olaylarda Süryanileri saklamış ve himaye etmiştir ve Müslüman Mıhellemi Habsnaslılar,köydeki Süryanileri gece gizlice  o zamanlar Süryaniler için güvenli olan Enhıl(Yemişli) ve Aynverd’e(Gülgöze) ulaştırmışlardır. Hatta Süryani tarihinde kurtarıcı olarak bayraklaşmış Şeyh Fethullah’ta  o zaman sahip olduğu tek oğlunu  rehin bırakarak geriye kalan Süryanilerin kurtulmasına vesile olmuştur.Şeyh Fethullah Mıhellemi olup Aynkaflıdır(Kayapınar)
Süryanilerde bunun karşılığında Şeyh Fethullahın makamını ve ailesini sürekli ziyaret eder ismi anıldığında şükran ve saygılarını dile getirirler.
Yine bir Mıhellemi ve Süryani köyü olan Habsnas 1895‘lerdeki asi çetelerin Süryanilere saldırması sonucu Müslüman Mıhellemiler ile Hristiyan Süryaniler el ele verip köyü birlikte savunmuş, Midyat Taburunun olaydan haberdar olmasıylan da çeteler arkadan kuşatılmış ve etkisiz hale getirilmiştir.(Bu saldırı olayında 8 kişinin öldüğü bir kısmının Müslüman Mıhellemi köylüler olduğu bilinmektedir).Yani zamanı geldi birbirlerinin hakkını ve hukukunu savunmak için ölümü göze alarak birbirlerini müdafa etmişlerdir.”İyi dost kara günde belli olur ”atasözünün belki de en güzel örneklerini teşkil etmiştir Mıhellemiler ve Süryaniler..
 
MIHELLEMİCE OLAN KİLİSE VE MANASTIR İSİMLERİ
Deyr Esed ,(Ben-i Esed’ liler yapmıştır,Kınde Krallığının kurucularındandırlar.)
Deyr Cib (1567 de Hasankeyf sancağını Tur  nahiyesine bağlı KANEKİ cemaati  köyü)
 Deyr Qeyım (Mar Lo’ozor),
 Deyr Wece’ Ras (Migren hastalığı olanlar burada geceler),
 Deyr-ul Zafaran ,
 Deyr ‘amar ,


Deyr ıl Bıkır veya Deyr ıl Bakire( Bakire olan Meryemana kilisesi demektir.Diyarbakırda kurulan ilk manastır Meryemana manastırı olduğundan da bu isim verilmiştir)(Aziz Günel s.)                  
MIHELLEMİ KÖKENLİ ÖNEMLİ SÜRYANİ ŞAHSİYETLERİ
 Habsnas’lı Mar Şem’un dı Zeyté ,
Habsnaslı ünlü hattat Habib(incili habsesoyo da nefis resimler kullanılmış, sure sonları ve yıldönümü bayramları altın harflerle yazılmış olup incilin dış kapağında da Hz. İsa’nın işlerini gösteren altın ve gümüş süslemeli değerli bir resim vardır)
Kınderibli Hattat Daniel(yok olmak üzere olan Süryanice Strengele yazısını tekrar kullanarak ona hayat vermiştir.)
Mar zbino( zıbeyne)(Cemharatıl  ıl luğa – ıbın Durey
Keferhuwarlı Matran Yusuf el Kefır Huwwari(Hattı çok iyidi 11.- 12. yy da yaşamıştır.)…….
Yuhannun e Tai (Arapların Meşhur Tay kabilesinden olup hayat hikayesi Turabdinde geçmiştir)
Daniel el Salahéni (miladi 575 ) Mezmurlar adlı Arapça iki kitap telif etmiştir.1. ve 3. kitapları Qartmin Manastırına verilmiştir. 
İbrahim el Yeşkuri (Ben-i Rebi’a kabilesinden)

YERLEŞİM YERLERİ
 yaşadıkları yöreye göre Mıhellemileri, “ Mıhellemiyıt ıl Kübra ve Mıhellemiyıt ıl Suğra” şeklinde ikiye ayırabiliriz.
Mıhellemiyıt ıl Kübra: Tarihte Diyar-ı Rebi’a ismiyle meşhur Diyarbakır, Muş (Şeref Han’a göre, Mıhellemiler ve Muş’taki ve Diyarbakır Tercil/Atak beyleri amcaoğullarıdır) Siirt, Viranşehir, Amuda ve Musul içinde kalan alandır. Bu büyük alanda demografik yapı bir hayli değişitiğinden Mıhellemi nüfusu ciddi bir oranda azalmış, asimile olarak bir kısmı Ermenileşmiş, bir kısmı ise Kürtleşmiş, bir kısmı da Süryanileşmiştir. örnek olarak Sason Ermenilerinin bir kısmı, Nusaybin ve Gerçüş Kürtleri, Mardin ve İdil Süryanilerini verebiliriz.
Mıhellemiyıt ıl Suğra: Turabdin coğrafyası içindeki İdil, Hasankeyf, Savur,
Mardin,ve  Nusaybin içinde kalan alan.
 
MIHELLEMİLERİN DİNİ
 
Mıhellemiler başlarda Akkad ve Sümerlerden aldıkları çok Tanrılı inançlara bağlı idiler. Buna Mezopotamya dini dahildir. ( Kewakibun, Şemsi, Kameri gibi) Tek Tanrılı inançlarla tanışmaları sonucu Musevilik, Hırıstiyanlık ve İslamiyet’e çabucak intibak göstererek bu dinlere mensup olmuşlardır. Halen bu üç büyük dine mensup dünyanın değişik coğrafyalarında Mıhellemiler bulunmaktadır. yüz yılın başlarında  da Şemsi ve Kameri Mıhellemilerin büyük coğunluğu değişik sebeplerden ötürü Süryani ve Ermeni kilisesine intisap etmişlerdir. Nusaybin, Mardin ve Diyarbakır Yahudilerinin büyük bir kısmı Mıhellemi olup, Mıhellemice konuşuyorlardı. 
 
BİLİNEN EN MEŞHUR MIHELLEMİ YAPILARI
 

Mardin kalesi ve
Qel’ıt ıl Mıhellemiyé:
 Bagok bölgesinde muhkem olarak inşa edilmiş kalenin bir ismi Hatem Tay bir ismi Hısnul Heysemdir.(Yrd.Dç.Dr.Adnan Çevik Makalelerle Mardin s.113-114).Bir ismi Qel’ıt Basıbrin bir diğer ismi de Qel’ıt ıl Mıhellemiyé’dir.
 
Son olarak da sözlerimi Bediüzzamanın  1915 öncesi Gayr-i Müslimler                  (Ermeniler) için kullandığı “onlarla bizler birbirimize lazım ve melzum hükmündeyiz , biri ötekisiz olmaz” sözünün uyarlanmiş şekliyle bitirmek istiyorum “özelde Mıhellemiler ve Süryanilerde birbirimize lazım ve melzum hükmünde olup birimiz ötekisiz olamaz ve olmamalı”Genelde ise Türkiyede ki tüm halklar ve kültürler birbirine LAZIM ve MELZUM hükmünde olup biri ötekisiz olamaz,olsa da ya kanser olup her gün yavaş yavaş ölecek veyahut küçük balıklar misali Balinalara yem olup yok olacaktır.Hepimiz Mıhellemisi Arabıyla ,Süryanisi Ermenisiyle, Türküyle Kürdüyle,Çerkezi Lazı ile Zazası Abazasıyle hepimiz Türkiye olarak birbirimize tıpkı beden ve ruh gibi lazım ve melzum hükmündeyiz.Buna nisbetlen de hepimiz birbirimize Kuvvet ve akıl nisbetindeyiz.Kuvvet ve akıl daima barışık olmalıdır,aksi taktirde çok kuvvet akılsız bir işe yaramayacağı gibi ; çok akıl da kuvvetsiz bir işe yaramayacaktır.

© 2016 Mıhellemi Derneği